Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.
14.12.2016
 
Exhibition titled Learned Helplessness: Authority, Obedience and Control in Bergen & Bergsen Gallery in 2014, where Işın Onol is the curator has taken its name from the theory of learned helplessness as revealed by Martin Seligman and his friends in 1967.
 
For the exhibition, theory of exhibition written by Kemal İz at Art Atak was mentioned as:
“In the late 1960s, the Pennsylvania University psychology laboratories hosted a series of experiments that would result in striking findings. In experiments conducted by American psychologists Martin Seligman, Steve Maier and Bruce Overmier, the dogs which were placed in a passable, two-part box and expected to get rid of light electric shocks, behaved in different ways. In the first stage of the experiment, dogs were divided into two groups and while first group of dogs were being given light electric shocks to their feet in passable, two-part box, second group were kept in a place where they cannot escape from those shocks no matter what they do.
 
In the second stage of experiment, while first group of dogs were escaping from shocks and the box, the second group were waiting shock to end and remained still. In the first stage, dogs learned that shocks were out of their control and inescapable, In the second stage dogs showed no effort to escape from shocks they were given –even though shocks were escapable-. This situation was named as learned helplessness by Seligman and his friends. Later, as a result of experiments that developed to include people, In the face of negative stimuli that people think they could not cope with or were out of their control –even though there were many possible ways to escape-, people were stuck in situations that could result in depression, such as negligence and inaction.”1
 
Elif Agatekin described the study of Burcak Bingol named “Barbie Blues” dated 2013 in her text as follows:
In her ‘Barbie Blues’ work, Burcak Bingol described ‘the world order in which nothing can be ideal’ idea with ceramic Barbie Doll which are still accepted for women as “a beauty icon and a symbol that identifies the ideal woman”. Half of the body of the ceramic Barbie, which is idealized as a western beauty symbol, was painted with a depressive blue attributed to the Blues reference. Barbie is in deep sadness on her own, on a desk suitable for her length, almost as a reference to Robin’s ‘Thinking Man’, she is brooding over future.
 
Barbie is concerned about a world order in which the ideal beauty may disappear, she is questioning the meaning of existence with depression of intercultural beauty notion. Naomi Wolf explains in her book ‘Beauty Myth’, which emerged as a result of the struggle that women gave about their existence and became more difficult to exceed every day: “As long as women have exceeded legal and secular obstacles, have got more rights; have got strength in political and social life; the expected beauty standards have become more difficult to comply with. As women leave their domestic roles, this unreachable impossible beauty myth has become more widespread and even more images about ideal beauty have been presented to us.” Today, the type of idealized woman who is always well-groomed, stylish and absolutely weak in written and visual media; is remarkable. Because “The ideal physical appearance for today’s modern woman is to be weak. In addition, the concept of beauty has been put on the basis by the media; it is emphasized that women must deal with constant care. On the other hand, every period, “-the understanding of beauty has been changed and women are perceived as ugly” idea is provided, Ideal beauty is emphasized only with diet lists, cellulite treatments, hair, skin cares, makeup, esthetics operations, this situation is recognized among women as a topic that can keep the agenda far beyond secular affairs.”2
 
In interview with Bingol, the artist explained her work as follows:
“Barbie Blues was produced for a mixed exhibition. In this poetic and ironic themed exhibition, it draws a portrait of how the Barbie doll with its ideal beauty and happy expression in the collective memory, can be alone. The name “blues” refers both to the blue color that makes up the bottom of the sculpture and being in sad stance in English. Work was shaped both by hand and by molding. The platform on which Barbie is standing is also a foundational ceramic part. This study on the dimensions of bibelot, was made of ceramics in order to establish stronger relations with porcelain, the main material of bibelot. With its stance, it transforms both an object of popular culture and narratives that can be seen in trinket production, in an alienating way. Changing according to its project, I work with fairly simple materials in my ceramic production. Such as low degree and transparent glaze…”3
 
Seha Nur Karatas
 
1M. Kemal Iz, “‘Ogrenilmis Caresizlik’ Uzerine”, Sanat Atak, May 2014, http://www.sanatatak.com/view/ogrenilmis-caresizlik-uzerine/853, (18.12.2016).
2Elif Agatekin, “Turkiye’de Kadin Gozuyle Kadin Olmak Sorunsali ve Cagdas Turk Seramik Sanatindan Izlenimler”, Yedi, Art, Design and Science Review, (5), Izmir, 2016, pp.83-84, http://dergipark.ulakbim.gov.tr/yedi/article/viewFile/5000180192/5000160467, (14.12.2016).
3Seha Nur Karatas, Burcak Bingol, Interview, Istanbul, 14.12.2016.
 
14.12.2016
 
Küratörlüğünü Işın Önol’un üstlendiği ve 2014’te Bergsen & Bergsen Galeri’de gerçekleşen Öğrenilmiş Çaresizlik: Otorite, İtaat ve Kontrol Üzerine başlıklı sergi, adını, Martin Seligman ve arkadaşlarının 1967 yılında ortaya koyduğu öğrenilmiş çaresizlik kuramından almıştır.
 
Sergi için, Sanat Atak’ta Kemal İz tarafından yazılan serginin oluşturulduğu kuramdan şöyle bahsedilmiştir:
“1960’lı yılların sonlarında, Pennsylvania Üniversitesi psikoloji laboratuvarları, çarpıcı bulgularla sonuçlanacak bir dizi deneye ev sahipliği yapmıştı. Amerikalı psikologlar Martin Seligman, Steve Maier ve Bruce Overmier’ın birlikte gerçekleştirdiği deneylerde, aşılabilecek türde bir engelle iki bölüme ayrılmış bir kutu içeresine yerleştirilen ve ayaklarına verilen hafif elektrik şoklarından engeli aşarak kurtulmaları beklenen köpekler, farklı davranışlar sergilemişlerdi.İki aşamalı olan deneyin ilk aşamasında, köpekler iki gruba ayrılmış ve birinci gruptaki köpekler, bariyeri aşarak kurtulabilecekleri hafif elektrik şoklarına maruz bırakılırken; ikinci gruptaki köpekler, ne yaparlarsa yapsınlar söz konusu şoklardan kurtulamayacakları bir ortamda tutulmuştu. Deneyin ikinci aşamasına geçilip, köpeklere benzer elektrik şokları uygulandığında, ilk gruptaki köpeklerin bariyeri aşarak, şoklardan kaçındığı; ancak ikinci gruptaki köpeklerin çoğunun, hareketsiz kalarak şokun kendiliğinden sona ermesini beklediği gözlenmişti. Deneyin ilk aşamasında, elektrik şoklarının kendi kontrolleri dışında ve kaçınılamaz olduğunu öğrenen köpeklerin, deneyin ikinci aşamasında maruz kaldıkları şoklar karşısında –onlardan kurtulabilecekleri halde– herhangi bir çaba göstermemeleri, Seligman ve arkadaşları tarafından öğrenilmiş çaresizlik [learned helplessness] olarak adlandırılmıştı. Daha sonra insanları da içerecek biçimde geliştirilen deneyler sonucunda, insanların da baş edemedikleri ya da kontrolleri dışında olduğunu düşündükleri olumsuz uyaranlar karşısında –her ne kadar olası çıkış yolları olsa da– duyumsamazlık [apathy], kayıtsızlık ve eylemsizlik gibi depresyonla sonuçlanabilecek durumlar içinde sıkıştıkları gözlenecekti.”1
 
Elif Ağatekin, Burçak Bingöl’ün 2013 tarihli ‘Barbie Blues’ çalışması için yazmış olduğu yazıda çalışmayı şöyle anlatmıştır:
“Barbie bebeklerin kadınlar için, “bir güzellik ikonu ve ideal kadını tanımlayan bir simge” olarak halen kabul görmesini; Burçak Bingöl, “Barbie Blues” adlı eserinde, “hiç bir şeyin ideal olamayacağı dünya düzenini” seramik Barbie Bebeği ile değerlendirmiştir. Bingöl, Batı’ya ait bir güzellik sembolü olarak idealize edilmiş olan seramik Barbie’sinin bedeninin yarısını blues referansına atfeden depresif bir maviyle sırlamıştır. Barbie, kendi halinde derin bir hüzün içindedir, boyuna uygun bir masada adeta Rodin’in ‘Düşünen Adam’ına göndermede bulunurcasına, gelecek üzerine kara kara düşünmektedir.
 
Barbie, ideal güzelliğin kaybolabileceği bir dünya düzeninden endişe etmekte, kafası kültürlerarası güzellik nosyonu ile alabora olmuş halde varoluşun anlamını sorgulamaktadır. Naomi Wolf, ‘Güzellik Miti’ adlı kitabında kadınların varoluşlarıyla ilgili verdikleri mücadelenin sonucunda ortaya çıkan ve aşılması her gün daha da zorlaşan miti şöyle açıklar: “Kadınlar yasal ve dünyevi engelleri aştıkça; daha fazla hakka sahip oldukça; politik ve sosyal hayatta güçlendikçe; uymaları beklenen güzellik standartları daha da zorlaştırılmıştır. Kadınlar, domestik rollerinden sıyrıldıkça ulaşılması imkânsız bu güzellik miti daha da yaygınlaşmış ve ideal güzellikle ilgili görseller gözümüze daha da çok sokulur olmuştur.” Bugün yazılı ve görsel medyada idealize edilmiş kadın tipinin; her zaman bakımlı, şık ve mutlaka zayıf olması dikkat çekicidir. Çünkü “günümüz çağdaş kadını için ideal fiziksel görünüm zayıf olmaktır. Ayrıca medya tarafından güzellik kavramı öyle bir temele oturtulmuştur ki; kadınların sürekli olarak bakımı ile uğraşması gerektiği üzerinde durulmaktadır.” Diğer bir taraftan da her dönem, “-güzellik anlayışı değiştirilerek kadınların kendilerini çirkin olarak algılamaları” sağlanmakta, ideal güzelliğe ise ancak rejim listeleri, selülit tedavileri, saç, cilt bakımları, makyaj, estetik operasyonlar ve mutlaka diyetle kavuşulacağı vurgulanmakta, bu durum kadınların arasında dünyevi olayların çok ötesinde gündemini her daim koruyabilen bir konu olarak kabul görmektedir.”2
 
Bingöl ile yapılan röportajda sanatçı, çalışmasını şöyle açıklamıştır:
“Barbie Blues bir karma sergi için üretilmişti. Şiirsel ve ironik temasında kurgulanan bu sergide kolektif hafızada her zaman ideal güzelliğiyle ve mutlu bir ifadeyle yer eden barbi bebeğin yalnız başınayken nasıl olabileceği konusunda bir portre çiziyor. İsmindeki “blues” hem heykelin alt yarını oluşturan mavi renge hem de ingilizcedeki hüzünlü olma haline gönderme yapıyor. Çalışma hem elle hem de kalıpla şekillendirildi. Üzerinde durduğu platform da buluntu bir seramik parçası. Biblo boyutlarındaki bu çalışma, biblonun ana malzemesi olan porselenle daha güçlü ilişkiler kurması açısından seramikten yapıldı. Bu haliyle hem popüler kültürün bir nesnesini hem de biblo üretimlerinde görebileceğimiz türden anlatıları yabancılaştırararak dönüştürüyor. Projesine göre değişmekle birlikte seramik üretimimde oldukça yalın malzemelerle çalışıyorum. Düşük derece ve şeffaf sır gibi…”3
 
Seha Nur Karataş
 
1M. Kemal İz, “‘Öğrenilmiş Çaresizlik’ Üzerine”, Sanat Atak, Mayıs 2014, http://www.sanatatak.com/view/ogrenilmis-caresizlik-uzerine/853, (18.12.2016).
2Elif Ağatekin, “Türkiye’de Kadın Gözüyle Kadın Olmak Sorunsalı ve Çağdaş Türk Seramik Sanatından İzlenimler”, Yedi, Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, Sayı:15, İzmir, 2016, ss.83-84, http://dergipark.ulakbim.gov.tr/yedi/article/viewFile/5000180192/5000160467, (14.12.2016).
3Seha Nur Karataş, Burçak Bingöl, Röportaj, İstanbul, 14.12.2016.
 
Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.